Günümüz insanının meşguliyetinin çokluğu ve maddî mevzuların da gündemi çok işgal etmesi yüzünden, insanın yetişme ve kendi adına derinleşmeye hiç zamanı kalmıyor. Hâlbuki biz, en başta dinî duygu ve düşüncelerimizi hayata geçirme vazifesiyle sorumluyuz. Evet bizim asıl vazifemiz, hayatımızı bir dantela gibi dinî duygu, dinî düşünce atkıları üzerinde örmekten ibarettir.. ve bunun haricindeki meselelere de 'olsa da olur, olmasa da olur' kabilinden bakmak durumundayız. Bunun için 24 saatlik günümüzün, 7 günlük haftamızın, 30 günlük ayımızın ve tabii 365 günlük senemizin hiçbir dilimini zayi etmeden, fevkalâde bir program yapmalı ve o programda vaktimizin önemli bir bölümünü hizmet-i imaniye yolunda sarfetmeye özen göstermeliyiz. Bizi bekleyen ve hayatî ehemmiyeti haiz olan işlerin üzerinde olabildiğince hassasiyetle durmalı ve yumurtaları üzerinde dönüp duran, bir kuluçkanın duyarlılığını sergilemeliyiz. Eğer biz bu hassasiyeti gösterebilirsek, meydana gelecek olan yavrular da, bizim onlar üzerinde gösterdiğimiz ihtimamı hissedecek, şaşıracak ve 'neden bu kadar ilgi ve alâka?' diyeceklerdir.
Aslında ben de, yıllardan beri hep bu türlü insanları aradım, durdum. Onları bir gün mutlaka bulacağım ümidiyle, yumurtalardan civciv çıkartmak uğrunda ölüp giden insanları göreceğim hayaliyle yaşadım.. yaşadım ve 'Ben ölsem gitsem de olur; yeter ki bunlar olsun.' hummasıyla kıvranan erler, erenler bekledim.. beklemeye de devam edeceğim; zira bu düşüncedeki insanların sahip çıktığı bir dâvâyı, Allah zayi etmeyecektir. Gerçi, bu türlü insanlar görmedim desem nankörlük etmiş olurum. Gündüzleri okula, akşamları da üç ayrı yerde programa giden çok kıymetli arkadaşları tanıdım. Dört bir yanda, bin bir türlü belanın kol gezdiği namüsait şartlar altında 'her şeye rağmen' deyip hiç durmadan koşan mânâ erleri müşahede ettim. Aslında bugünkü durum da, sebepler plânında, işte bu türlü samimi, ihlaslı insanların alın terleri ile gerçekleşti. Ne var ki, olanlar, olması gerekli olan, istenilen ve beklenilen ölçüde değildi. Zannediyorum hepimiz daha büyük fedâkarlıklar bekliyorduk. Meselâ sizlere, arzettiğim samimiyet, safvet, içtenlik, sıcaklık ve hasbîlikle; hatta başkalarını yaşatma arzusu ve onlara ahireti kazandırma isteğiyle kendilerini helâk edecek babayiğitler beklerdik.. beklemeye devam da edeceğiz. Bu hususta elli defa fecr-i kazip ile aldansak, elli defa sinek kanatlıları Heraklit diye alkışlasak, elli defa ateş böceklerini yıldız zannetsek.. dahası bütün bunlarda aldandığımızı hissetsek de beklemeye devam edeceğiz. Dilerim bu sözlerle rencide olmaz ve 'acaba biz, bu hâl ve tavrımızla çevremizi aldatıyor muyuz?' zehabına kapılmazsınız. Evet biz, mükemmeli ve daha mükemmeli elde etmek için hiç durmadan koşmalı ve asla ye'se düşmemeliyiz. Dünyanın bizim sunacağımız mesajlara çok ihtiyacı var. Bugünkü haliyle dünya, üzerinde taşıdığı problemlerin ağırlığından ve çokluğundan dolayı kambur ve iki büklümdür. Ara sıra zelzeleler ve fırtınalar diliyle; 'Artık ben bu kamburu taşıyamayacağım.' ikazında bulunuyor. O hâlde gelin dünyanın imdadına koşalım. Sodom ve Gomore'lerin tekrar yaşanmasına fırsat vermeyelim. Ve unutmayalım ki, dünya üzerinde bu vazifeyi yapacak ve bu sorumluluğu bihakkın yerine getirecek olan bizim milletimiz ve bizim insanımızdır.
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin